Nasreddin Hoca


                                                                           Nasreddin Hoca’dan Mesajlar
Nasrettin Hoca’nın mesajlarını anlayabilmek için önce hocanın hayatını bilmek ve ait olduğu kültür ile coğrafyayı irdelemek gerekir.
Bu sebepledir ki fıkralarına girmeden önce, kısa bir özgeçmiş tanıtımı yapacağız.

Nasreddin Hoca



(Oza Çil'den Alıntı bir resimdir)
Nasreddin Hoca Eşeğiyle 

Nasreddin Hoca (Osmanlı Türkçesi: نصر الدین خواجه; d. 1208, Hortu - ö. 1284, Akşehir), Anadolu Selçukluları döneminde Hortu ile Akşehir ve çevresinde yaşayan efsanevi kişi.

Doğum
Nasrüddin Nusrat
1208
Hortu, Sivrihisar, Anadolu Selçuklu Devleti
Ölüm
1284 (75-76 yaşlarında)
Akşehir, Konya, Anadolu Selçuklu Devleti
Defin yeri
Din
Çocuk(lar)
Dürrü Melek (kızı), Fâtıma (kızı), Ömer (oğlu)
Ebeveyn(ler)
Abdullah (babası), Sıdıka (annesi)

Geleneğe göre babasının adı Abdullah, kızlarından birinin adı Fâtıma olarak kabul edilmekle birlikte yeni araştırmalar neticesinde babasının adının Şemseddin, Fâtıma olarak bilinen kızının adınınsa Hatun olduğu öne sürülmüştür.[1]







Hayatı
Çoğunlukla hazırcevap ve mizah anlayışını haiz bir bilge olarak aksettirildiği hikâyelerle tanınan Nasreddin Hoca'nın gerçekte yaşayıp yaşamadığına, yaşadıysa gerçek kişiliğinin ne olduğuna dair tartışmalar olmakla birlikte gerçek bir tarihî kişilik olduğuna dair bazı belgeler bulunmaktadır. Bu belgelerden edinilen bilgilere göre 1208 yılında Hortu köyünde doğan Nasreddin Hoca burada temel eğitimini aldıktan sonra Sivrihisar'da medresede eğitim görmüş ve babasının ölümü üzerine döndüğü memleketinde köy imamlığı görevini üstlenmiştir. Nasreddin Hoca, bir süre sonra dönemin tasavvufi düşünce merkezlerinden Akşehir'e göç ile Mahmûd-ı Hayrânî'nin dervişi olarak Mevlevîlik, Yesevîlik veya Rufâilik  yoluna mensup olmuştur. Akşehir'de mülki görevler üstlenen ve aynı zamanda Akşehir çevresindeki yörelerde de kısa süreli bulunduğu düşülen Nasreddin Hoca 1284'te yine Akşehir'de ölerek günümüzdeki Nasreddin Hoca Türbesi'ne gömülmüştür. 
Nasreddin Hoca'nın adına anlatılar hikâyeler etrafında gelişen efsanevi kişiliği ölümüyle aynı yüzyıl içerisinde ortaya çıkmış olup Nasreddin Hoca adına addedilen yazılı anlatılar yüzyıllar içerisinde onlarla ifade edilen sayılardan binlere kadar çıkmıştır. Çoğunlukla hazırcevap bir bilgin olarak aksettirildiği hikâyelerin yanı sıra Nasreddin Hoca'nın mânâsız sözler söyleyen akıldan noksan birisi olarak sunulduğu farkı kişilik özellikleri barındıran hikâyeler de bulunmaktadır. Ermiş bir bilginden saçma sözler sarf eden bir deliye kadar birçok farklı kişilik özelliği bulunduran bu hikâye çeşitlenmesinin anonim anlatıların da zamanla Nasreddin Hoca adına bağlanmış olabileceği ihtimali ile açıklanmaktadır. Günümüzde bibliyografik bir değeri bulunan Nasreddin Hoca yazılı kültürünün bilinen en eski anlatısına 1480 yılında telif edilen Saltuknâme'de rastlanmakla birlikte Povest o Hoce Nasreddine serisi 1,5 milyon ile şimdiye dek en fazla satışı yapılan Nasreddin Hoca derlemesidir. Bu eserlerden derlenen fıkralar, içerdiği mesajlar, özellikleri ve mitolojik unsurlar gibi farklı bağlamlarda incelenmiş olup birçok ülkede eğitim-öğretimde de kullanılmaktadır.
Yeni doğan bebeğin bebek bağının türbesine gömülmesi, yeni evlilerin ilk olarak türbesini ziyaret etmesi gibi halk inanışlarında yer edinen Nasreddin Hoca'ya dair hikâyeler Türk halklarının yanı sıra Araplar, Bulgarlar, Çinliler, Farslar, Macarlar, Ruslar gibi farklı toplumlarda da yer edinmiş olup Naara Suoks, Jiyrenşe Şeşen gibi yerel kahramanlarının anlatıları ile iç içe geçmiş hâldedir. Geniş bir coğrafi alana yayılımına bağlı olarak sanat ve popüler kültür alanlarında Nasreddin Hoca'ya dair çokça eser verilmiştir. Bunların arasında 1775-1782 yılları arasında yazılan Nasreddin Hoca'nın Mansıbı bilinen ilk oyun, 1939'da gösterime giren Nastradin Hoca i Hitar Petar bilinen ilk filmdir. Ayrıca 1996 yılı UNESCO tarafından tüm dünyada Nasreddin Hoca Yılı olarak kutlanmış olup günümüzde Nasreddin Hoca adına şenlikler, yarışmalar ve bilimsel toplantılar düzenlenmektedir.


Gerçekten Yaşayıp Yaşamadığına Dair Görüşler

Nasreddin Hoca'nın gerçekten yaşayıp yaşamadığı konusu halkbilimciler tarafından ele alınmakta ve farklı görüşler ortaya konulmaktadır. Alman oryantalistler Albert Wesselski ve Martin Hartmann gerçekte Nasreddin Hoca diye birinin yaşamadığını öne sürmüşlerdir. Fransız oryantalist René Basset, 10. yüzyılda ünü Arap dünyasında  yayılmış olan Arap güldürü tiplemesi Cuhâ'nın zamanla Türkler arasında Hoca'ya dönüştüğünü öne sürmüş, Yugoslav Türkolog  Fehim Bajraktarević de Basset'nin bu fikrini desteklemiştir.
               Azeri halkbilimci Hanefi Zeynallı da Nasreddin Hoca'nın tarihî bir kişilik olarak ele alınmasına şüpheyle yaklaşırken Tehmasib Ferzeliyev; Nasreddin Hoca'nın gerçek kişiliğinin önemsiz olduğunu, bir tipleme olarak içerisinde bulunduğu her kültürün ortak kahramanı olduğu görüşünü savunmuştur.
Bazı araştırmacılar Nasreddin Hoca'yı folklorik bir hayal ürünü olarak ele alıp tarihî kişiliklerle bağdaştırma yoluna başvurmuşlardır. Bu yaklaşımlardan birini geliştiren İsmail Hami Danişmend , Nasreddin Hoca'nın II. Mesud döneminde yaşayan Yavlak Arslan oğlu ve 1300 yılında Kastamonu'da öldürülen müstevfî  Nasîrüddin Mahmud olduğunu öne sürmüştür.
Danişmend, bu iddiasını Fransa'da keşfettiği Farsça bir selçuknâmeye dayandırarak ortaya atmış; ancak görüş sağlam dayanakları olmaması gerekçesiyle bilim dünyasında kabul görmemiştir. Naci Kum da bu konuya eğildiği bir yazısında Kayseri Arkeoloji Müzesi 'nde bulunan ve üzerinde Nasreddin adı ile hoca unvanının bulunduğu bir mezar taşı bulunduğunu öne sürerek Nasreddin Hoca'nın ölümünün 13. yüzyıl başında (kabul edilen 1284 yılından 72 yıl önce) Kayseri'de gerçekleştiğini iddia etmişse de İbrahim Hakkı Konyalı ilgili mezar taşında yaptığı okuma ile taşta Nasreddin Hoca değil Emirüddin Hoca yazdığını tespit etmiştir.
 Azeri halkbilimciler Memmedhüseyn Tehmasib ve Memmedağa Sultanov da birlikte yazdıkları Molla Nasreddin Lâtifâlârı kitabında Nasîrüddin Tûsî 'nin Nasreddin Hoca'nın yaşadığı kabul edilen zaman diliminde yaşaması, bazı yazmalarda Nasreddin Hoca'nın Nasîrüddin şeklinde adlandırılması, Nasîrüddin Tûsî'nin bir eserinde fıkralara yer vermesi, Nasreddin Hoca'nın bazı hikâyelerde müneccimleri alaya alması ve bu türden bir davranışın ancak Nasîrüddin Tûsî gibi yıldızlar konusunda ilim sahibi insanlardan beklenebileceği, Nasreddin Hoca'nın Timur'un huzuruna memleketinin temsilcisi olarak çıkması ile Nasîrüddin Tûsî'nin Alamut hükümdarınca Hülagü'nün huzuruna gönderilmesi, Nasîrüddin Tûsî'nin bir adının Hasan olması ve bir fıkrada Nasreddin Hoca'nın da bir adının Hasan olarak geçmesi gibi benzerlikler kurarak hocanın aslen Nasîrüddin Tûsî olduğunu öne sürmektedirler. Ancak Tehmasib, öne sürdükleri bu verilerin sağlam kanıtlar olarak değerlendirilemeyeceğini, vardıkları sonucun yalnızca bir varsayım olduğunu da kabul etmektedir.Ayrıca yine Azeri bir halkbilimci olan Azad Nebiyev de Tehmasib ile Sultanov'un bu iddialarını tenkit etmiştir.
Irak Türkmeni araştırmacı İbrahim Dakuki, Nasreddin Hoca'nın İsfahanlı bir Fars olduğunu ve asıl adının Meşhedî olduğunu öne sürmüştür. Özbekistan'da ise Nasreddin Hoca'nın Buhara doğumlu olduğuna ve ağzında dişiyle doğduğuna dair bir inanış mevcuttur. Halk arasında bu şekilde bir inanç olmasına karşın bir kısım Özbek araştırmacı Nasreddin Hoca'nın Özbek olmadığını kabul etmektedir.
               Orta Çağ tarihçisi Mikail Bayram da Nasreddin Hoca'nın aslen Ahî Evran , Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî'sinde Cuhâ diye andığı kişinin de aslen Nasreddin Hoca olduğunu iddia etmektedir.
Nasreddin Hoca'nın tarihî bir kişilik olduğunu savunanlardan halkbilimci İlhan Başgöz 13. yüzyılda böyle bir kişinin yaşadığına dair hiçbir kuşkunun bulunmadığını belirtmektedir.
 Yine halkbilimciler Saim Sakaoğlu, Ali Berat Alptekin ve Fatma Ahsen Turan da Nasreddin Hoca'nın 13. yüzyılda yaşadığını belirterek onu Yunus Emre ve Hacı Bektaş-ı Veli ile birlikte Anadolu Türklüğünün tepe noktalarından biri olarak gösterirler.
Halkbilimciler Pertev Naili Boratav  ile tarihçiler Mehmet Fuad Köprülü ve Tuncer Baykara da Nasreddin Hoca'nın tarihî bir kişilik olduğunu savunanlar arasında yer almaktadır.

 Fıkraları Ve Mesajları 
1.      Ya Tutarsa ?(!)
Günlerden bir gün Nasrettin Hoca eline yoğurt mayası bakracını alıp göle doğru yola koyulmuş.
Gölün etrafında piknik yapan köylüler Hoca’ya dikkat kesilmişler.
Hoca Nasrettin başlamış yoğurt mayasını göle kaşık, kaşık çalmaya:
Köyüler şaşkınlıkla izlerken, içlerinden biri Hoca’nın yanına varmış.
– Hayırdır Hocam? Ne yapıyorsun böyle? diye sormuş.
– Göle yoğurt mayası çalıyorum, demiş.
– İlahi, hocam, hiç göle maya çalmakla göl maya tutar mı?
– Hoca Nasrettin O nüktedan cevaplarından birini daha vermiş;
– Ya tutarsa…

Mesaj:
Nasrettin Hoca, bu davranışıyla yaşadığı toplumda olmadık işlerle uğraşan, boş hevesler peşinde koşan kişilere ders vermek istemiştir.




2.İpe Un Sermek


Komşuları, Nasrettin Hoca'dan devamlı olarak öte beri istedikleri için, Nasrettin Hoca, komşularından bıkmış. İstenen şeyleri vermemek için, bir bahane öne sürüyormuş.

Yine bir gün komşularından biri, Nasrettin Hoca'nın kapısını çalmış.
- Hoca, demiş, karım çamaşır yıkadı. Çamaşırı asmak için, çamaşır ipi verir misin?.. Nasrettin Hoca, komşudan bir şey istemenin böylesine rastlamadığı için, kızgınlıkla:
- İp boş değil, üzerine un serdim, demiş.
Komşu, hayretle sormuş:
- Amma yaptın Hoca? İpe un serilir mi?
Nasrettin Hoca dayanamamış:
- İnsanın vermeye gönlü olmayınca, ipe un da serer, demiş.






2.      Parayı Veren, Düdüğü Çalar



Günlerde bir gün Nasrettin Hoca pazara giderken çocuklar etrafını sarmışlar. Hepsi birer düdük ısmarlamış, ama para veren olmamış.
Hoca çocukların tümüne olumlu cevap vermiş:
– Peki, olur demiş…
Çocuklardan yalnız biri, elinde para olduğu halde, Hoca’ya şunları söylemiş:
– Şu parayla bana bir düdük getirir misin ?
Hoca akşama doğru pazardan dönmüş. Yolunu bekleyen çocuklar hemen Nasrettin Hoca’nın etrafını sararak düdüklerini istemişler.
Nasrettin Hoca, cebinden bir düdük çıkarıp kendisine para veren çocuğa uzatmış.
Ötekileri bağırmaya başlamışlar:
– Ya bizim düdükler nerede
Nasrettin Hoca’nın cevabı kısa ve anlamlı olmuş:
– Parayı veren düdüğü çalar.
                                                                                                                          
Mesaj: Emeksiz ve karşılıksız hiçbir beklentiye girmemek gerek.


4. Kazan Doğurdu Fıkrası


Nasrettin Hoca Kazan Doğurdu Fıkrası
Hoca Nasrettin komşusundan bir gün kazan ödünç ister. İade ederken de hem teşekkür eder, hem de içine küçük bir kazan koyar. Komsusu merakla bu küçük kazanı sorunca da,
-Komşu, bizdeyken kazanın doğurdu, der. Komşusu bu ise pek sevinir. Aradan epey zaman geçer, Hoca yine komşusundan kazanı ödünç ister. Komşusu da sevinerek verir. Ama bu kez aradan günler, haftalar geçer, Hoca’dan ses çıkmaz. Nihayet bir gün komşusu konuyu açmaya karar verir:
-Hoca, bizim kazan ne oldu? diye sorar. Hoca da üzgün bir ifadeyle:
-Komşu çok zaman geçti aradan, senin kazan öldü. Sana nasıl söyleyeceğimi düşünüp duruyordum, der. Sinirlenen komşusu:
-Hocam ne diyorsunuz? Hiç kazan ölür mü? Kazan canlı mı ki ölsün? Hoca:
-Doğurduğuna inanıyorsun da ölünce neden feryat ediyorsun, der komşusuna.
Mesaj: Kendin için iyi ve menfaatli olan şeyi isterken, istediğin şeyin risklerini ve olumsuz sonuçlarını da kabul etmelisin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Genetik Mühendisliği Ve Tıp ile Endüstrideki Kullanım Alanları

Saltuklar

Otizm